escort ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort ankara porno porno escort ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort mersin

Kalem Sûresi Okunuşu ve Meali

Bismillâhirrahmânirrahîm

Nûn vel kalemi ve mâ yesturûn(yesturûne). (1) Mâ ente bi ni’meti rabbike bi mecnûn(mecnûnin). (2) Ve inne leke le ecren gayre memnûn(memnûnin). (3) Ve inneke le alâ hulukın azîm(azîmin). (4) Fe se tubsıru ve yubsırûn(yubsırûne). (5) Bi eyyikumul meftûn(meftûnu). (6) İnne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne). (7) Fe lâ tutııl mukezzibîn(mukezzibîne). (8) Veddû lev tudhinu fe yudhinûn(yudhinûne). (9) Ve lâ tutı’ kulle hallâfin mehîn(mehînin). (10) Hemmâzin meşşâin bi nemîm(nemîmin). (11) Mennâın lil hayri mu’tedin esîm(esîmin). (12) Utullin ba’de zâlike zenîm(zenîmin). (13) En kâne zâ mâlin ve benîn(benîne). (14) İzâ tutlâ aleyhi âyâtunâ kâle esâtîrul evvelîn(evvelîne). (15) Se nesimuhu alel hurtûm(hurtûmi). (16) İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbel cenneh(cenneti), iz aksemûle yasri munnehâ musbihîn(musbihîne). (17) Ve lâ yestesnûn(yestesnûne). (18) Fe tâfe aleyhâ tâifun min rabbike ve hum nâimûn(nâimûne). (19) Fe asbahat kes sarîm(sarîmi). (20) Fe tenâdev musbihîn(musbihîne). (21) Enıgdû alâ harsikum in kuntum sârımîn(sârımîne). (22) Fentalekû ve hum yetehâfetûn(yetehâfetûne). (23) En lâ yedhulennehel yevme aleykum miskîn(miskînun). (24) Ve gadev alâ hardin kâdirîn(kâdirîne). (25) Fe lemmâ reevhâ kâlû innâ le dâllûn(dâllûne). (26) Bel nahnu mahrûmûn(mahrûmûne). (27) Kâle evsatuhum e lem ekul lekum levlâ tusebbihûn(tusebbihûne). (28) Kâlû subhâne rabbinâ innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne). (29) Fe akbele ba’duhum alâ ba’dın yetelâvemûn(yetelâvemûne). (30) Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ tâgîn(tâgîne). (31) Asâ rabbunâ en yubdilenâ hayren minhâ innâ ilâ rabbinâ râgıbûn(râgıbûne). (32) Kezâlikel azâb(azâbu), ve le azâbul âhıreti ekber(ekberu), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne). (33) İnne lil muttekîne ınde rabbihim cennâtin naîm(naîmi). (34) E fe necalul muslimîne kel mucrimîn(mucrimîne). (35) Mâ lekum, keyfe tahkumûn(tahkumûne). (36) Em lekum kitâbun fîhi tedrusûn(tedrusûne). (37) İnne lekum fîhi lemâ tehayyerûn(tehayyerûne). (38) Em lekum eymânun aleynâ bâligatun ilâ yevmil kıyâmeti inne lekum lemâ tahkumûn(tahkumûne). (39) Sel hum eyyuhum bi zâlike zeîm(zeîmun). (40) Em lehum şurekâu, fel ye’tû bi şurekâihim in kânû sâdikîn(sâdikîne). (41) Yevme yukşefu an sâkın ve yud’avne iles sucûdi fe lâ yestetîûn(yestetîûne). (42) Hâşiaten ebsâruhum terhekuhum zilleh(zilletun), ve kad kânû yud’avne iles sucûdi ve hum sâlimûn(sâlimûne). (43) Fe zernî ve men yukezzibu bi hâzel hadîs(hadîsi), se nestedricuhum min haysu lâ ya’lemûn(ya’lemûne). (44) Ve umlî lehum, inne keydî metîn(metînun). (45) Em tes’eluhum ecren fe hum min magremin muskalûn(muskalûne). (46) Em inde humul gaybu fehum yektubûn(yektubûne). (47) Fasbir li hukmi rabbike ve lâ tekun ke sâhıbil hût(hûti), iz nâdâ ve huve mekzûm(mekzûmun). (48) Levlâ en tedârekehu ni’metun min rabbihî le nubize bil arâi ve huve mezmûm(mezmûmun). (49) Fectebâhu rabbuhu fe cealehu mines sâlihîn(sâlihîne). (50) Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn(mecnûnun). (51) Ve mâ huve illâ zikrun lil âlemîn(âlemîne). (52)

Sadakallahu’l Azim

Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıyla

Nûn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin. ﴾1-2﴿ Şüphesiz sana tükenmez bir mükâfat vardır. ﴾3﴿ Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin. ﴾4﴿ Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler. ﴾5-6﴿ Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir. ﴾7﴿ O halde yalanlayanlara boyun eğme. ﴾8﴿ İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar. ﴾9﴿ Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme. ﴾10-14﴿ Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” der. ﴾15﴿ Yakında biz onun burnunu damgalayacağız. ﴾16﴿ Şüphesiz biz, vaktiyle “bahçe sahipleri”ne belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkarcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi. ﴾17﴿ (Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. (“İnşaallah” demiyorlardı.) ﴾18﴿ Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı. ﴾19﴿ Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü. ﴾20﴿ Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler. ﴾21-22﴿ Bunun üzerine, “Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın” diye fısıldaşarak yola koyuldular. ﴾23-24﴿ (Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar. ﴾25﴿ Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler. ﴾26﴿ (Gerçeği anlayınca da), “Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!” dediler. ﴾27﴿ Onların en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?” dedi. ﴾28﴿ Onlar, “Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz” dediler. ﴾29﴿ Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar. ﴾30﴿ Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!” ﴾31﴿ “Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.” ﴾32﴿ İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi! ﴾33﴿ Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır. ﴾34﴿ Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız? ﴾35﴿ Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? ﴾36﴿ Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz? ﴾37﴿ Onda, “Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir” (diye mi yazılı?) ﴾38﴿ Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız? ﴾39﴿ Sor onlara: “Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?” ﴾40﴿ Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını! ﴾41﴿ Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar(ve buna yanaşmıyorlar)dı. ﴾42-43﴿ Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar(ve buna yanaşmıyorlar)dı. ﴾42-43﴿ (Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni başbaşa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helaka yaklaştıracağız. ﴾44﴿ Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır. ﴾45﴿ Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir? ﴾46﴿ Yahut gayb (levh-i mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar? ﴾47﴿ Sen, Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, (balığın karnında) kederli bir halde Rabbine yakarmıştı. ﴾48﴿ Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir halde ıssız bir yere atılacaktı. ﴾49﴿ (Fakat böyle olmadı.) Rabbi onu (peygamber olarak) seçti ve salih kimselerden kıldı. ﴾50﴿ Şüphesiz inkar edenler Zikr’i (Kur’-an’ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) “Hiç şüphe yok o bir delidir” diyorlar. ﴾51﴿ Halbuki o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüttür. ﴾52﴿

Azim olan Allah ne güzel ne doğru söyledi.

Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın